İz Bırakanlar: Mihralı Bey, Şeyh Şamil, Mihir Ai, Kaçak Nebi, Mir Paşa

Geçmişten günümüze onurumuzla yaşamamızdan olacak ki; zor zamanlarda özgürlüğün ve bağımsızlığın elde edilebilmesi mücadelesinde büyük gayretler gösterip ve toplumla bütünleşen yapılarından dolayı onları yaşatmak ve o günlerin geri gelmemesi için her alanda büyük mücadeleler vermek gereklidir. Karapapaklar olduğu sürece onlar hep hatırlanacak ve yüreklerde yaşatılacaktır.


Mihrali Bey

Karapapak - Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilayetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas köyünde doğup büyümüştür. Babası Abdullah, dedesiyse Memili`dir. Asil bir aileden olan Abdullah, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından ise İsa Bey, Mihrali Bey ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır. Huri ve Kezban.) Daha küçük yaşlarda ata binmeye ve silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu karayağız ve sevimli biridir. Genç yaşında cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştu. Mihrali onyedi yaşında babasını kaybeder.

Çocukluk Yılları; Mihrali Bir Karapapak Türkü olması dolayısiyle yetiştiği bölgenin özelliklerine göre, ata binme ve sair erkekte bulunması gereken özellikleri tam olarak şahsında taşımaktadır. Gününün gereği savaşçı olarak yetişmiştir. Ata binmeyi küçük yaşlarında öğrenmiştir. Mahallesindeki, bölgesindeki insanlar onun ata biniş şeklini hayran hayran seyrederler. Kısa boylu, kara yağız, yüzünde şeytan tüyü var denilen cinsten ve herkesin görmek ve konuşmak istediği bir gençtir. Etine dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği, "gözünü pıtıraktan esirgemez!" diye tâbir edilen özelliklere sahiptir. Cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.

Gençlik Yılları ; 17 yaşında babasını kaybeder. Ruslar, babasının cenazesinin müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez. Rivayete göre gece rüyasında babasını görür ve babası "Sen nasıl Karapapak yiğidisin, beni bu mezarlığa nasıl gömdürdün, eğer beni bu Moskofun arasından almazsan sana hakkımı haram ederim" der. Bunun üzerine silahlarını kuşanan Mihrali, evden çıkarak doğruca mazarlığa gider. Mezarlık rus askerleri tarafından korunmakta olduğundan sessizce babasının mezarına kadar giden Mihrali, mezarı kazar ve babasının cesedini mezardan çıkararak omuzun alır ve tam dışarı çıkmak üzere iken askerlere yakalanır. Mihrali cesedi yere koyup ellerini havaya kadıracağı anda ani bir hareketle nöbetçilerin üzerine saldırır ve ikisinide oracıkta öldürür. Tekrar babasının cesedini omuzlayarak doğruca Müslüman mezarlığına götürür ve okuduğu dualarla tek başına gömer. Artık Mihrali için kaçak dönemi başlamıştır.

Ertesi gün olayın duyulması ile Tiflis valisi köyü ablukaya aldırır. Ancak Mihrali dağa çıktığından yakalanmaz. Korkunç bir takip başlamıştır. Mihrali’yi aramak bahanesiyle Türk köylerine baskınlar düzenleyen Rus askerleri, yerli ahaliye zulm etmekte onun yerini öğrenebilmek için insanlara işkence etmektedirler. Hele olayın Çar Aleksandr tarafından duyulması, baskı ve zulmün dahada artmasına ve başkaca insanlarında dağa çıkmalarına sebep olmuştu. Bu arada içerideki hainlerden Keçeli köyünde Hacı Veli, Mihrali’nin İran’da bulunduğunu ihbar eder. Çar, İran Şahına bir name yazarak Mihrali’nin yakalanmasını talep eder. Bu defa İran zaptiyeleri tafaından sıkıştırılan Mihrali, tekrar Rus tarafına geçer. Olayların sürekli bu şekilde gelişmesi ve Mihrali ve onunla birlikte hareket eden adamlarının yakalanmasındaki zorluğu gören Çar, bu ekibin içinden birkaç kişiyi affederek muhbir olarak kullanmak ister. Bu tuzağa düşenlerden Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice valiye gider, teslim olurlar. Serbest bırakılan bu hainler, Mihrali’nin baba evini basar, ağabeyi Mehmet Ali’yi öldürürler. Olaylar bu şekilde devam edip giderken Mihrali her sıkıştırıldığında birkaç Rus askerini daha öldürüyor ve kaçışını devam ettiriyordu. Artık yüzlerce asker Mihrali’nin peşindeydi.

Milis Yılları ; Osmanlı Rus sınırına yakın bir bölgede meydana gelen şiddetli bir çatışma sonrasında Mihrali yaralı olarak Osmanlı topraklarına geçer ancak bir ihbar sonucu yakalanarak Kars hapishanesine atılır. Uyandığında elleri ve ayakları prangaya vurulmuş vaziyette buluır kendisini. Yarası kapanmamış, yapılmak istenen tedaviyi "zehirlerler" korkusu ile kabul etmiyor, durumu her geçen gün daha kötüye gidiyordu. Mahkum arkadaşlarının getirttiği otlarla tedavi olmaya çalışır. Bu arada mahkumlardan birisinin karısı vasıtasıyla içeriye eğe, çekiç ve benzeri malzemeler getirirler. Mahkumları organize eden Mihrali onların bir tünel kazmalarını ister. Epey bir uğraş sonucu tünelin sonuna gelmişlerdi.Ama ne yazıkki tünelin çıkış noktası tam nöbetçi askerlerin bulunduğu nokta idi. Son taşı kaldırmadılar ve birgün hapishanede isyan çıkartıldı. Gardiyanlarla mahkumlar arasındaki arbade devam ederken prangalardan kurtulan Mihrali tünelden geçerek son taşı kaldırdığında nöbetçi tarafından fark edilir ve askerim müdahalesi sonunda bacağından yaralanır. Kaptığı süngü ile askeri öldürür, sürünerek karşıdaki ahıra gider otların arasında saklanır. Hapirhanede isyan bastırılmış ve yapılan sayım sonrasında Mihrali’nin kaçtığı anlaşılmıştı.

Her tarafa atlılar salınarak aramalara başlanıldı. Ancak hapishanenin hemen yakınındaki ahırda saklanan Mihrali bulunamadı. Gece ahırdan aldığı bir atla dışarı çıkan ve oracıktan uzaklaşan Mihrali Maraşlı köyüne gelir. Bu köyde Musa çavuşun evinde bir ay müddetle kalan Mihrali tüm yaraları iyileştikten sonra kendisine verilen bir at, silah ve erzakla buradan ayrılır. Bu sırada 93 harbi yani 1877-78 Osmanlı Rus savaşı başlamıştı. Mihrali yanına topladığı 120 kadar adamı ile Ruslara yapmadığını bırakmaz Ruslar bu belalı Karapapak’la baş edemeyeceklerini anlayınca onu orduya hizmet şartı ile affederler. Mihrali Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa’ya bir mektup yazarak Rus’lara karşı Osmanlı’nın yanında yer almak istediğini ve kendisinin affedilerek Osmanlı topraklarına geçişine izin verilmesini ister. Bu teklif kabul edilir ve Mihrali kuvvetleri ile Çıldır’a gelir. Kendisine Binbaşı rütbesi verilen Mihrali Artık Osmanlı’nın bir kumandanı idi ve adamları ile birlikte doğrudan savaşın içerisine girmişti. Ağustos ayında iyice kızışan savaşta Mihrali ve kuvvetleri Göle bölgesinde kendisinden sayı ve cephane yönünden çok güçlü olan düşmanla karşı karşıya gelir. Amansız bir mücadele başlamıştı. Güçlü düşman karşısında başarılı olmaya azmetmiş olan bu kahramanlar bir taraftangeri çekilme taktiği ile düşmanı üzerine çekerken diger taraftan yan kuvvetler ile işin farkında olmayan Rus askerlerini çembere alıyordu. Sonuçta çember kapatıldı ve düşmanın büyük bir bölümü imha edildi. Bu savaşta atı vurulan Mihrali elde ettiği ganimetlerle Kars Kalesine döndüğünde buranında muhasara altında olduğunu görünce arkadan düşman güçlerine karşı saldırı emri vererek kuşatma altındaki kalenin kurtulmasını ve ganimetlerin günlerdir aç ve susuz olan kaledeki askerlere ulaştırılmasını sağladı.

Yularsız Aslan ; 93 harbi Osmanlıyı güçsüz ve sıkıntılı bir döneminde yakalamıştı. Her türlü araç gereç ve silahtan yoksun olan komutanlar, top arabalarını çekmek üzere at veya gerekli hayvanları bulamadığı zamanlarda, bu görevide o kutsal askerlerin yerine getirmelerini istiyor, çamurda, yağmurda ve her türlü zorluklara rağmen, askerlerin tırnaklarını toprağa gömerek bunları yeni mevzilere taşımaları sağlanıyordu. Muhtar Paşa’nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali her verilen görevden başarı ile dönüyor , her dönüşünde de düşmana ait mühimmat, hayvan ve çeşitli gıda maddelerinide bereberinde getiriyordu. Yine bir defasında Gümrü Tiflis yolu üzerindeki tüm telgraf tellerini keser, müfrezelerini tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz hale getirir. Bu kahramanın yaptıkları İstanbul’a II.Abdülhamit’e kadar uzanır ve kendisine Mecidiye Nişanı verilir.

Mihrali daha sonra köyü Darvas’a gider, akrabalarını ve diger Karapapakları toplayarak Osmanlı’ya göç eder. Bundan sonra Erzurum müdafasında yer alan Mihrali bu savaşta ağır yaralanır 12 Aralık 1877 de Ahmet Muhtar Paşa İstanbul’a çağrılır. Bir kızak hazırlattırarak Mihrali’yi de adamları ile birlikte yanına alarak yola çıkarlar. Mihrali ve Sülalesi Sivas’ta kalırken Paşa yoluna devam eder. Mihrali Sıvas’ın Ulaş bucağına bağlı Acıyurt köyüne yerleşir. Onunla birlikte gelen Karapapaklarda bu civarda 40 kadar köye yerleşiriler.Bunların buralara yerleşmesine herhangi bir zorluk çıkarılmaz, çünki Padişah Mihrali ve ahvadının dilediği yere yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali Sivas’ta da boş durmaz, 40. Hamidiye süvari alayını kurar. Mahalli bir ozanın yazdiği şiirde:

Mihrali Bey Türküsü

Mihr Ali Bey `de Hamidiye Alayı,
Araplar çıkardı türlü belâyı
Nedir beyim bu işlerin kolayı
Top olmazsa Arap gelmez imana
Mihr Ali Bey`im indimola Yemen`e,
Çadırını kurdum ola Yemen`e,
Kendim ettim, kendim buldum kime ne?
Top olmazsa Arap gelmez imana!
Kum tipisi çıktı da görünmez otlar,
Pelli perişan oldu, küheylan atlar,
Yoruldu askerler, atılmaz toplar,
Top olmazsa Arap gelmez imana!
Oturur masamda yazı yazarım,
Çekerim kılıcımı ordu bozarım,
Küçük hanım sende kaldı nazarım
Acep beyim indimola Yemen`e?
Mihrali Bey`i sormayın yaslıdır yaslı,
Askeri sorarsanız hepsi de Karslı,
Babayiğit erlerin hepsi de fesli,
Ne diyelim beyler böyle zamana?

Diğer Mihrali Bey Türküleri:

Göçten 12 sonra Kurt İsmail Paşa Mihrali’nin yanına gelir ve Bağdat’ta ortaya çıkan bir eşkiyanın, Arapları Osmanlı aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali bunun üzerine atlılarını toplar ve Kurt İsmail Paşa ile birlikte Bağdat’a gider. Burada anılan eşkıyayı etkisiz hale getiren ve kendisinden af dileyen bu hainlerin Padişah tarafından bağıslanmasını ister. Bağışlanırlar. Bağdat`ta Vali ve eşkiya, Mihrali`ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali Kurt İsmail Paşayla geri döner. Bu olaydan sonra Mihrali`nin ünü daha çok yayılır.

Sivas’ta bir olay sonrası Kangal kaymakamı ile ters düşen Mihrali’yi padişah’a şikayet ederler. Padişah cevabi yazısında "O benim yularsız aslanımdır. Kimsenin ona baskı ve eziyet etmesine izin vermem" diyerek gelen şikayetleri geri çevirir. Fakat Sivas’ta ki devlet erkanı Mihrali’yi rahat bırakmazlar. Bu arada Yemen İsyanı çıkmıştır. Sivas valisi Mihrali’yi Yemen’e göndermek isterse de padişah tercihi Mihrali’ye bırakır. "Gitmem" demeyi yiğitliğe sığdıramayan Mihrali yollara düşer uzun bir yolculuk sonrasında Yemen’e varır duruma el koyar, ama çöl sıcaklarına fazla dayanamaz hastalanır. Bir müddet hasta yattıktan sonra oracıkta ölür. Adamlarının büyük bölümü telef olur birkaç kişi ancak Sivas’a geri döner.

Şeyh Şamil

Ruslara karşı Kafkasya`yı ayağa kaldıran mücahid, alim, veli. 1797 senesinde Dagıstan`ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Bir Avar Türk`ü olan Denge ailesi reisi Muhammed`in oğludur. Doğunca, verilen Ali adına, geçirdiği bir hastalıktan sonra Şamil ismi de eklendi. İlmi ve mücadelelerde önderliği sebebiyle İmam-ı Şamil ve Şeyh Şamil namlarıyla meşhur oldu.

Şeyh Şamil bazı iddiaların aksine Çeçen veya Çerkez asıllı değil. Türk soyundandır. Böyle bir lider, kahraman, cesaret ve feragat örneği insan, inanın bu dünyaya az gelmiştir. Ruslara karşı amansız bir mücadele veren ve ömrünü bu uğurda feda eden büyük insan,



mücadelesinin son günlerinde ailesinden ve en yakın savaşcılarından 400 kişi ile direnmeye devam etti, ancak aracılarla elçilerle teslim olması için yanına gönderilen annesine verdiği ceza, osmanlı padişahına olan serzenişi ve hac görevini yerine getirmesi ile ölümü, onun büyüklüğünün işaretlerini teşkil etmektedir. 1960 lı yıllarda Kars Senatörü olan Muzaffer Şamiloğlu`nun orada Şeyh Şamil`in torunu ile karşılaşması ve gerçekleri torunun ağzından dinlemesi sonucu kaleme aldığı Şeyh Şamil adlı eserinde bu gerçekler birinci ağızdan nakledilmiştir. Maalesef Şeyh Şamil 35 yıllık mücadelesinin sonunda teslim olurken yanında sadece Türkler daha açıkcası Dağıstanlı Karapapaklar vardı.

Çeçenler ise Rusların öne sürdükleri vaadlere kanarak onu yalnız bırakmış ve teslim olmuşlardı. Biliyormusunuz Şeyh Şamil kutsal topraklarda ilken İslam aleminin tüm büyükleri, ulemaları, din adamları onu ziyaret etmeden hac görevini tamamlamamışlardır. Yanlış olmasın hatırladığım kadarıyla Peygamberimizin cenazesinin defnedilmeden önce konulduğu yere sadece Şeyh Şamil`in cenazesi konulmuştur. Allah bu büyük insanı cennetinden ayırmasın... Amin... Aşağıda hayatıyla ilgili gelişmeler...

Otuz yaşına kadar tefsir, hadis, fıkıh, edebiyat, tarih, nahv ve fen bilgilerini ogrendi. Said Herekanî`den zahiri, Cemaleddin Kumuki`den batyni ilimleri ogrendi. Ilim tahsili icin gittigi Irak`ta Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleriyle goruserek onun yuksek yoluna tabi oldu. Memleketine donusunde; cocukluk arkadasi Gazi Muhammed`in isgalci Ruslara karsi baslattigi Mucadeleye istirek etti. Gazi Muhammed, 1832`de Ruslar tarafindan sehid edildi. Onun yerine gecen Hamza Beyin de, 1834`te sehid edilmesi uzerine Dagistan mucahidleri, Seyh Samil`i imam sectiler. 39 yasinda imam secilen Seyh Samil, mucahidleri yeniden teskilatlandirdi. Iki metreyi asan boyu, atletik yapisi, metaneti, ilmi kudreti, hitabeti ve sarsilmaz imaniyla kendisine tabi olanlarin emniyetini kazandi. Bölük pörçük gruplar halinde olan bolge halkını etrafinda topladı.

Ruslara karsi tam bir birlik meydana getirdi. Teskilatlandirdigi mucahidler, Rus birliklerinin korkulu ruyasy oldu. Seyh Samil`in basit silahlarla yaptigi mucadelelere ruslar, kalabalik ve agir silahlarla cevap verdiler. 1834`ten 1859 yIlIna kadar Kafkasya, rus zulmune karsi Seyh Samil`in onderliginde direndi. Kafkasya`daki sanli direnis butun dunyada duyuldu. Halife-i muslimin Abdulmecid tarafindan desteklendi. Ancak sartlarin musait olmamasi sebebiyle istenilen olcude yardim yapilamadi. Buna ragmen, Kafkas mucahitleri zafer ustune zaferler kazandilar. Imam-i Samil, kendisine tabi olan bolgelerde naiblikler ve bes naiblikten bir vilayet kurdu.

Her vilayetin basina da din ve dunya islerini idare eden bir kumandan tayin etti. Naibler, vergi ve asker toplamak, kadilik yapmak ve Islamiyete uyulmasini temin etmekle vazifeliydiler. Her avulda bir kadi vazifeliydi. Kadi; asayisi muhafaza eder, olup-bitenleri naibe bildirir, naibde kumandan ve bilhassa Seyh Samil`den gelen emirleri avulda ilan ederdi. Her naib uc yuz atli savasci hazirlamak, iase ve ibate etmekle mukellefti. Koyde on evden bir savasci alinir ve bunun mensup oldugu aile tum vergilerden muaf tutulurdu. Bu savascilarin sayisi 1834`te bes bin kisiyi buldu. Ayrica on bes-elli yas arasi erkeklerin hepsi ata binme ve silah kullanmakta usta olmak zorundaydi. Cunku bunlar, baskinlar da evlerini bizzat muhahafazayla vazifeliydiler. Seyh Samil`in etrafinda yaklasik bin kisiden meydana gelen secme bir muhafiz birligi vardı.

Bunlar secatte ileri ve dinde kuvvetli kimselerdi. Bunlarin bekarlari evlenemez, evli olanlar, vazifeleri suresince aileleriyle gorusemezlerdi. Bunlar Islamiyet`e uymakta ve sIkIntIlara katlanmakta herkese ornek olma durumundaydilar. Vazifeleri Islamiyetin yayilmasiydi. Seyh Samil`in emirlerine kayitsiz sartsiz itaat ederlerdi. Ganimetten belirli bir pay alirlar, gittikleri avullar kendilerine ikram edebilmekle seref duyarlardi. Bu insanlarin arasindan ruslar, mucadelenin basindan sonuna kadar bir tek hain bulamadilar. Hepsi olumu Cennet`e ulastiracak bir kapi olarak gorduler. Kuzu postundan yapilmis kalpaklarInIn on tarafina yerlestirilen dort kose kul rengi bir bez parcasy onlari tanitmaya yeterdi. KalpaklarInIn uzerlerine yesil bir sarik sararlardi.

Askerler sari, subaylar siyah cerkez kiyafeti giyerlerdi. Seyh Samil, silahlarini Osmanlilardan ve kismen de Iran`dan temin ediyordu. Fakat kendilerinin de, Kubaci`de kayaliklar arasina yerlestirilmis cok eski ve buyuk bir imalathaneleri vardi. Devletin gelirlerini ise , avullardan alinan osur ve ruslardan alinan ganimetler teskil ediyordu. Seyh Samil, bir taraftan ruslara karsi silahla mucadele ederken, diger taraftan Kafkas Genclerini din bilgilerini ogrenmeleri icin tesvik etti. Din bilgisi olmayan cahillerin ruslara aldanacagini, vatanini koruyamayacagini, boylece hem dunyada esaret altinda kalacagini, hem de ahirette aci azaplara dusecegini anlatti. Kiside imanin alameti; "Hubb-i fillah ve Bugd-i fillah (Allahu Teala`nin dostuna dost, dusmanina dusman olmak)tir." derdi.

Seyh Samil, cihad hareketinin hIzInI kesmeden devami icin kanunlar koydu. bilhassa ruslarla anlasma yapilmasini teklif edenlere siddetli cezalar verilecegini bildirdi.

Durum boyleyken iki Cecen`den ruslaryn musluman koylerine yaptigi zulum ve iskenceleri dinleyen Seyh Samil`in annesi, oglundan ruslarla bir anlasma yapmasini istedi. Bu sozle beyninden vurulmusa donen Imam-I Samil, bir tarafta vatanin selameti ve bu ugurda kanInIn son damlasina kadar mucadeleye karar vermis insanlar, bir tarafta incitilmesi buyuk gunahlardan olan ana gibi iki muthis ates arasinda kaldi. Imam`in korktugu tek sey, Muslumanlarin kalplerindeki dusmanla mucadele azminin kaybedilmesi, imanlarinin sarsilmasiydi.

Halkin ruslarla anlasmaya meyletmeleri demek, esareti kabul edip, Islamin emirlerini yapamamak, yasaklarindan kacinamamak, itikatlarinin bozulmasi demekti. Din ve vatan icin bir degil, binlerce ana, ogul feda etmeye hazir olan Imam, naibleriyle gorustukten sonra: "Muhterem anama yuz sopa vurulacaktir." emrini bildirdi. Omuzlari cokmus, yaptigi hatanin uzuntusuyle rengi solmus bir halde ogluna bakan anne ise: "Oglum! Allahu Tealanin emrinden kil ucu kadar ayrilirsan emzirdigim sutu helal etmem! Verilecek cezayi simdiden kabul ediyor, adaletten zerre kadar sasmamani diliyorum." dedi. Herkes dehset icerisinde, gozleri yasli bu ananin kac sopaya dayanabilecegini dusunurken, unlu rus generellerine diz cokturmus kahraman Imam`in anasinin yanina varip diz coktugunu, sonra da ellerine sarilip optugunu gorduler.

Anasiyla helallesen Seyh Samil, Dargalilara donerek: "Anamin bu meselede, merhametinin coklugu sebebiyle baskalarina sefaat etmesinden ba?ka hicibir hatasi yoktur. Bu yaptigi hatanin cezasini da manevi olarak su ana kadar cektigi izdiraplarla odemistir. Maddi cezayi da onun her seyine varis olan oglu cekecektir." dedi. Herkes yerinde donmus bir vaziyette beklerken sirtini acti ve vazifelilere donup: "Emri yerine getirmekte bir an bile tereddut edip, elleri titreyenlere yaziklar olsun. Butun gucunuzle vurmanizi emrediyorum." dedi. Her sopada sirtindan kanlar fiskiran sanli mucahid, yuz sayisi tamamlandiginda, Allahu Teala`nin, kendisine verdigi sabir ve metanet icin sukur secdesine vardi. Seyh Samil`in ruslara kazandigi zaferlerin en meshuru Darga Savasidir.Dagistan`i ceviren yuz elli bin kisilik rus ordusu butun yollari kesti.

Seyh Şamil`in karargahina dogru ilerleyen on sekiz bin kisilik rus oncu birliginin komutani Voronzof, buyuk zayiat vererek vardigi Darga`dan 25 Temmuz 1845`te donuse gecti. Fakat uc general, yuz doksan bes subay ve uc bin dort yuz uc askeri, yollarda Seyh Samil`in mucahidleri tarafindan telef edildi. Voronzof, Seyh Samil`in yardimcisi olarak gordugu ormanlari yakmaya kalktiysa da basaramadi. 1851`de Sehy Samil`in naiblerinden Avar hani Haci Murad, ruslara iltihak etti. Avarlarin pekcogu hanlariyla birlikte ruslara iltihak etti. Fakat buna ragmen Seyh Samil on dort bin kisilik bir kuvvetle Tereke (Terekeme lakabının alındığı nehir) Nehrini gecerek Kabartay`i isgal etti. Fakat tutunamadi. KIrIm Savasi sonrasi Cecenistan ruslarin eline gecti. rus kuvvetleri, Seyh Samil`in Anadolu`dan ve Iran`dan gelen silah ikmal yollarini kestiler. Bu hadiseden sonra kucuk cemaatlere ayrilan bazi Cecenler Sehy Samil`in naiblerini terk ettiler.

Dagistan tamamen sarsildi. Carpisa carpisa Kuzey Dagistan`nin hakim meki Gunib`e ulasti. Ailesi ve cocuklari Gazi Muhammed ve Muhammed Sefi de kendisine iltihak etti. Dort yuz kisilik mucahid grubuyla kaleyi mudafaaya basladiysa da, tam teskilatli on dort rus taburunun topcu atesiyle sayilari yuze dusuverdi. Seyh Samil 6 Eylul 1859 gunu imzaladigi bir antlasma neticesinde iki ogluyla birlikte ruslara teslim olmak mecburiyetinde kaldi. Seyh Samil, daha sonra hac icin Istanbul ve MIsIr uzerinden Hicaz`a gitmek uzere rusya`yi terketti. Istanbul`da Abdulaziz Hanin misafiri oldu.

Butun arzulari yerine getirildi. MIsIr`da Hidiv Ismail Pasanin sarayinda bir ay kadar agirlandi ve bu sirada Cezayir kahramani Emir Abdulkadir`le de gorustu. 04 Şubat 1871`de Medine`de Hakk`in rahmetine kavusan Seyh Samil, Cennetu`l-Baki Kabristanina defnedildi. Seyh Samil`in oglu Mirliva Gazi Muhammed Samil Pasa, Osmanli hizmetine girdi. Doksanuç (1877-78) Harbinde Kafkasya cephesinde suvari tugayina kumanda etti. Seyh Samil`in torunlarindan Said Samil, Medine`de yasarken sonradan Istanbul`a geldi. 1980`lerde Istanbul`da vefat etti...

Mihir Ali

Karapapak Türklerinden `Mihri Ali`nin destanı...

"Harpler, nev``i şahsına münhasır tiplerin meydana çıktığı buhran devreleridir" diyen Cemal Kutay, 1877-1878 Türk-Moskof savaşında, Kars``ın Karapapak Türkmenlerinden Mihri Ali``nin destanını Ahmet Muhtar Paşa``nın müşaviri Mehmet Arif Bey``in ağzından şöyle nakleder:

"- Mihir Ali, Tiflis``in Karapapak köyündendi. Mezhebi Sünni idi. On sekiz yaşında iken, ölen babasının mezarının Türkmen âdetlerine göre gömülmesine mâni olan Ruslara kin bağladı.

Nihayet bir gece, babasının mezarını açtı, ölüsünü kaçırdı ve kendisine mâni olmak isteyen yedi kişilik Rus karakolunu tamamen imha etti.

Dağa çıktı. Sıkışınca bizim hududa geçiyordu. O zamanki Rus sefiri İğnatyef, bir hadise çıkarmak için Mihir Ali``yi istedi, hükümet vermeye razı oldu, Ruslar mahkeme edip kurşuna dizmeye hükmettiler.

Fakat Tiflis``e götürülürken bir fırsatını buldu, kaçtı, kadın kıyafetiyle hududumuza girdi, kendisini Rus``a teslime karar veren kaza idare heyetinden Karib Ağayı dağa kaldırdı, zaptiyelerimizle arasında müsademe oldu, bizimkiler hicâbâver bir hareketle Ruslardan yardım istediler.

Mihir Ali, yanındaki dokuz Türkmen arkadaşıyla, elli bizim zaptiye ve yüzden fazla Moskof askerine karşı, sarp bir dağ tepesinde bir aya yakın mukavemet etti.

Fırtınalı bir gecede, Rus kuvvetlerinin arkasına sarktı, Rus yüzbaşısını öldürdü ve çemberi yararak kaçtı. Bizim kumandana da şu haberi gönderdi: ``- Ben Moskof kafirini kırarken, siz onunla birlik bana kurşun atıyorsunuz. Siz, kafirden de aşağılıksınız.`` Mihir Ali``yi bizimkiler ele geçirdiler.

Yaralı idi. Muhakeme edildi, idamına karar verildi. Zehirli ilaçla kendisini öldürürler diye hapishanede yarasını bizzat kendisi otlarla tedavi etti. İdam hükmü temyizde tasdik edilince Kars hapishanesine bir başka mahkûma ekmek getiren bir kadın vasıtasıyla kaçmaya muvaffak oldu.

Ben, Mihir Ali``nin eğe ile evvelâ prangaları nasıl incelttiğini ve gündüzleri yere gömdüğü kazma ile geceleri duvarı nasıl deldiğini kendisinden dinledim. Hapishanede de zincire vurulduğu hücreyi gördüm. Mihir Ali``nin firarı etrafı sarsar.

Herkes başından korkmaya başlar. O, üç gün üç gece askerî ahırların içersinde saklanır, otların arasında çiğ arpasını geveler, nihayet karanlıkta çok iyi bildiği dağ yolundan kabilesi olan Karapapaklara sığınır. Oradan Şörekeli kazasına geçer, dinlenir, çevresine sadık arkadaşlarını toplar. O günlerde de Ruslarla aramızda harp başlar. Ruslar, Mihir Aliye haber gönderirler: ``- Maiyetindekilerle birlikte gel, bize hizmet et, seni Karapapaklara Başbuğ yapalım, bütün suçlarını da affedelim!`` derler.

Mihir Ali bu teklifi reddeder. Cesur bir tecrübeye girişir. Kadın kıyafetiyle, Başkumandan Ahmet Muhtar Paşa``nın makamına girmeye muvaffak olur. Başındaki çarşafı atar ve Paşaya: ``- Bugün erlik günüdür. Moskofa karşı dövüşmek benim kanımın borcu. Harp bitsin, sağ kalırsam o zaman beni yine asın!``

Mehmet Arif Bey, hatıratında, Mihir Ali``nin kahramanlıklarından uzun uzun bahsettikten sonra şöyle der: "- Koca herif… Üzerinde Türkmenliğin bütün babayiğitliği vardı. Harp müddetince Hızır gibi her yere yetişti. Araziyi avucunun içi gibi biliyordu. Bizim birçok fırka kaymakamlarımıza ders verecek kadar askeri bilgiye sahipti. Fakat, onu da çekemediler. Daima aleyhinde bulundular, hakaret ettiler. Hiç birisine aldırmadı. Harbin sonuna kadar Ruslarla maiyetindeki bir avuç Türkmen atlısı ile havsalanın güç alacağı zayiat verdirdi. Bir gün bana:

``- Harp biteceğine yakın şehit olmak isterim. Çünkü harp bittikten sonra bizimkiler bana Ruslardan çok hakaret ederler. Ona tahammül edemem!`` Demişti…

Sözünde de durdu. Ateşkes emri verilmeden bir gün evvel, Rus kuvvetlerinin arkasına düştü, düşmana ağır kayıplar verdirdi, sonra duyduk ki, Mihir Ali şehit olmuş." Karapapak Türkmenlerinden Mihir Ali``nin şehitlikle taçlanan hayat hikâyesinden alınacak o kadar çok ibret, çıkartılacak olan o kadar fazla ders var ki...

Bu toprağın Ali`sinin bugün mâruz kaldığı haksızlıklar baba cenazesini inancına uygun defnedememenin çok daha ötesinde… Bugünün Ali`sinin devleti tehlikede, milletinin bölünmez bütünlüğü tehlikede ve bugün dînî, bütün mukaddesatı, bayrağı tehlikede, istiklâli tehlikede..

Ve bugün de tıpkı o günlerde olduğu gibi bütün bu tehlikelere karşı varını yoğunu ortaya koyarak mücadeleye girişenler karşılarında zamanın Moskofları ve onlarla işbirliği yapan kendinden zannettiklerini buluyor.

Bugünün Alisi`nden de düşman korkuyor. Korkuyor, ama tıpkı o günün Alisi gibi bugünün Alisi ile de sırça sakinleri ve kıskançlık virüsü kapmış ruh hastaları dalga geçiyor, alay ediyorlar… Peki bu mücadelede şehitlik gibi mukaddes bir makamla ömrünü taçlandıracak olanlar kimler arasından çıkacak? Tabii ki dâvâsına Mihir Ali gibi samimiyetle sarılanlar ve tabii ki alaya alınmalara, horlanmalara, tehditlere ve idamlara aldırmayarak mücadelesini Mihir Ali gibi yiğitçe sürdürenler arasından çıkacak…

Çünkü Allah (c.c.)`ın vaadi böyle…

Kaçak Nebi (Nevi) Kaçak Nebi Destanı

Yöremizde olduğu gibi, Azerbaycan sahasında da, Nevruz bayramı çeşitli etkinliklerle kutlanır. Aslında, Nevruz kendi başına bir bayram şenliğidir. Baharın gelişi, eski takvime göre 9 Mart yeni takvime göre de 21 Mart gün olarak bilinir. Bilinen gün Nevruz kutlamalarının başladığı gündür.

Bu çiçeklerden birinin adı da Nevruz çiçeği ya da Nevruz otudur. Bu üçüncü haftanın sonunda Nevruz denilen takvimin başlangıcı gündeme gelir. Yani Cemre`nin toprakta bir haftayı doldurduğu zaman, haftanın bitiş gününün sabahı Nevruz`dur. Bu da gün olarak 9 Mart günüdür.

Konumuz Kaçak Nebi destanı ve bu destan içindeki türküler. Nevruzun bu anlatımda ne işi var diyeceksiniz. O halde söyleyelim, Kaçak Nebi destanı Nevruz şenliklerinin tam ortasında başlar. Bunun için az da olsa Nevruz olayını gündeme taşıdım.

Kaçak Nebi 19. yüzyılın bilinen halk kahramanlarından biridir. Kendisinden söz edilince, destan içinde sevgilisi Hecer`den de söz etmek gerekiyor. Bu destan içinde yer alan türkülerin onlarcası halk ağzında anonimleşerek günümüze gelmiştir. Şu anlamda anonim: Söylenen türkülerin bu destana özgü türküler olduğunu herkes biliyor. Destan anlatımından ayrı olarak söylenilen türkülerin, destanın özünden kopmasına ben anonim diyorum. Yoksa, destanı herkes biliyor.

Revan Şehri yakınlarında, Araz ırmağı kıyısında Gazahlı denilen mevkide yılın Nevruz şenlikleri yapılmaktadır. Bu şenlikler genellikle yöre beylerinin sorumlulukları ve yönetimleri altında olur. Bu sözü edilen şenliği yöneten yörenin beyin adı Helil (Halil) Bey`dir. Gazahlı beyi olan Halil Bey, söylentilere göre, yörede Rus işgalini destekler durumdadır. Bu beyin emrinde olan Gazah askerleri ile Kaçak Nebi`nin kavgası destan boyunca anlatılır.

Kısaca destanı özetlersek, iki camuş meydanda dövüşmeye başlar. Dövüş uzun sürdüğü için karşılıklı sözlü sataşmalar da ağırlaşır. Bizi ilgilendiren bölüm ise burası. Nebi`nin camuşu Ermeni`nin camuşunu yener. Yine söylentilere göre, yenilgiyi bir türlü kabul edemeyen Ermeni tabancasını çeker ve Nebi`nin camuşunu vurarak öldürür. Bu sırada ortalık karışır.

Bir Nevruz eğlencesinin kanlı bitişi, yöreyi işgal altında tutan Rus işgali adına yöre beyliğini yürüten Gazahlı Beyi`ni de harekete geçirir. Köylü Nebi, adam öldürmekten mahkemeye çıkarılacak ve yargılanıp tutuklanacaktır. Rus yöneticilerin ve Gazahlı Beyinin eline geçip yargılanmayı kabul etmeyen Nebi, dağlara kaçar.

Destanda geçen Kaçak Nebi adı, destan boyunca Koç Köroğlu adıyla yan yana getirilir ve Nebi`nin güçlülüğü Köroğlu ile ölçülür. Koç Köroğlu`nda var olan tüm yetenekler Kaçak Nebi denilen kişide de olduğu söylenilir.

Bir türküde, Hecer Hanım, on iki saldat bir neçenli öldürdüğünü de kendisi söyler. Bu suçundan dolayı olsa gerekir, Hecer Hanım hücreye atılır ve orada hep Nebi`nin gelip kendisini kurtarmasını bekler.
Genelde türküler Hecer Hanım`ın ağzından söylenilmiştir.
Yani Kaçak Nebi destanında geçen türküler kadın ağzı türkülerdir.

Kaçak Nevi (Kaçak Nebi) türküsü yöremizde dilden dile dolaşırdı. Bununla ilgili olarak Bir Azeri yazarın kiril alfebesi ile yazılmış birde romanı vardır bu romanı Kars lı yazar Yücel Feyzioğlu türkçeye çevirmiştir.
Aras boyunda Nevruz gecesi dilek dilenerek deredeki, ırmaktaki soğuk suda yıkanılır. Nevruz sabahı taze su içilir, hayvanlara taze su verilir. Hayvan dövüşleri arasında, horoz, koç ve manda dövüşleri, vb. sayılabilir. On dokuzuncu yüzyıl halk kahramanı KaçakNebi`nin kaçak olmasının sebebi bir manda dövüşüne bağlanmaktadır. Konuyu daha iyi aydınlatacağı düşüncesiyle ilgili hikâyeyi aşağıya alıyoruz:
"Revan`da bir Nevruz Bayramı şenlikleri sırasında Nebi adlı bir Türk`ün mandasıyla bir Ermeni`nin mandasını meydanda dövüştürürler. Her iki taraf da iddialıdır. Epey mücadeleden sonra, Nebi`nin mandası diğerini sürüp meydandan çıkarır. Bu yenilgiyi hazmedemeyen Ermeni, tabancasını çeker ve Nebi`nin mandasını öldürür, Bunun üzerine Nebi:
"Doğan (kardeş) dilsiz hayvanı öldürmenin ne anlamı vardı ?" derse de, Ermeni bu sefer de Nebi`nin kutsal bildiği manevî değerlerine küfür ve hakaret eder. Sabrı taşan Nebi de Ermeni`yi öldürür ve dağa çıkar. "
Kaçak Nevi türküsü yöremizde dilden dile dolaşırdı. Bununla ilgili olarak Bir Azeri yazarın kiril alfebesi ile yazılmış birde romanı vardır bu romanı Kars lı yazar Yücel Feyzioğlu türkçeye çevirmiştir.
Günde kalkıp gün ortanın yerine,
Hecer hanım minif atın beline,
Nevi m deye deye düşüp çöllere
Ay gelesen gelesen,ay gaçah Nevi,
Hecer i özünnen çok goçah Nevi
Neyniyim neyniyim ede men bu derdime neyniyim
Nevi m geler Garahan ın elinnen,
Aynalı tüfengi asıp belinnen,
Ay gelesen gelesen aynadan Nevi,
Dağları yerinnen oynadan Nevi
Neyniyim neyniyim ede men bu derdime neyniyim
Nevi min bıyığı eşme eşmedi,
Nevi min atını heç at keşmedi,
Ay gelesen gelesen,ay gaçah Nevi,
Hecer i özünnen çok goçah Nevi
Kehlik kimi gayalarda oyna,
Gezir boylana boylana,o boylana
Gaşdarının garasını o yar,
Düzer boylana boylana
üş-beş günün arasınnan o yarim,
Gelir boylana boylana,o boylana
Senin o güzel sözlerin o yarim,
Bağrımı ezir boylana boylana, o boylana

Meni

Beyler üçün anam doğub merd meni
Bacarırsan indi özün tut meni

Sizin üçün anam doğub sert meni
Bacarırsan indi özün tut meni

Anam doğub hızlı dişli gurt meni
Bacarırsan indi özün tut meni

Bac Alar

Yağıdı soltana bey hana Nebi
Bac alar bac vermez divana Nebi

Yağıdı soltana bey hana Nebi
Bac alar bac vermez divana Nebi

Yağıdı soltana bey hana Nebi
Bac alar bac vermez divana Nebi

Yağıdı soltana bey hana Nebi
Bac alar bac vermez divana Nebi
Gısas Alıbdı

Beyleri gorhuya salıbdı Nebi
Goburnatdan gısas alıbdı Nebi

Beyleri gorhuya salıbdı Nebi
Goburnatdan gısas alıpdı Nebi

Beyleri gorhuya salıbdı Nebi
Goburnatdan gısas alıpdı Nebi

Ay Gaçağ

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Besledi

Goy desinler sana ay nadan Nebi
Divanı dalınca oynadan Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hecer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi

Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi
Hacer`i özünden ay goçağ Nebi
Ay Kaçak Nebi
Yöresi: Kars Kaynak: Mürsel Sinan

Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi
Hecer`in özüynen çok goçak Nebi

Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi
Hecer`in özüynen çok goçak Nebi

Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi
Hecer`in özüynen çok goçak Nebi

Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi
Hecer`in özüynen çok goçak Nebi

Gazamat İstidi (Hücre sıcağı)

Menim bu günüme gelesen Nebi
Gazamat dalını delesen Nebi

Menim bu günüme gelesen Nebi
Gazamat dalını delesen Nebi

Menim bu günüme gelesen Nebi
Gazamat dalını delesen Nebi
Merd İyiddi

Deyirler iyiddi ay nadan Nebi
Tüfengi havada oynadan Nebi

Deyirler iyiddi ay nadan Nebi
Tüfengi havada oynadan Nebi

Deyirler iyiddi ay nadan Nebi
Tüfengi havada oynadan Nebi

Kacak Nebi hikayeside yöresel Aşık`lardan dinlediğim hikayeye benzemektedir. Çıldır`ın köylerini yazarken Akçil köyünü yazmamışsınız.(Ki o köy benim
köyümdür. Ressam Timur Taştekin)

Şöle arz edeğim:

Zengin bir Ağanın Hacer isminde güzel bir kızı varmış. Hacer`in evlenme yaşı geliyor. Kırak Köylerden kasabalardan 8-10 Delikanlı Hacerle evlenmek istiyor. Babası bu durumu Hacere bildirip , hangisi ile evleneçeğini soruyor. Hacer de Babasına: -Her birine ayrı ayrı mektup yaz aynı gün için davet et.Ben hangısi ile evleneceğimi size bildiririm. Babası da 10 davetiye yazıp ayrı ayrı postaya veriyor. Bu delikanlılardan dokuzu geliyor , yalnız Nebi ismindeki delikanlı gelmiyor.

Hacer: -Babacığım on delikanlı diyordun , birisi hani. Babası da kızım Nebi isimdeki delikanlı gelmedi. Baba, ben o delikanlı ile evleneceğim o çok gururlu birisi olmalı ki bizim ayağımıza gelmedi. Hacerin Baba`sı Nebi`ye ayriyetten bir mektup yazar. Nebi mektubu alır almaz,kır atını hazırlar heybesını kavgarır, Hacer`in köyüne doğru yola cıkar. Mevsimde ilkbahar zamanıymış. Köyün Mandasını bir Ermeni otlatıyomuş , bunlardan bir Türk Mandası ile Ermeni Mandası güreşiyormuş. Türk Mandası Ermeni Mandasını alt ediyormuş. Ermeni çoban bunu kabullenemiyor. Türk Mandasının burnuna elindeki değneği sokup kanatıyormuş Nebi ,Ermeni`ye seslenerek, niye böyle yapıyorsun

Ermeni: -Türk mandası Ermeni mandasını dövüyor ,bende onun için burnuna değnek sokuyorum. Nebi ile Ermeni arasında Manda yüzünden kavga cıkar. Nebi silahını çeip orada Ermeni gı öldürür, Akşam gelip durumu Hacer`e anlatır. Ve gece Hacer de kalır. Diğer tarafdan olaydan Rus`lar haberdar olmuş, gece Hacerin oturduğu evin etrafını bir manga Askerle kuşatmışlar. Sabahleyin Hacerle Nebi ; pencereden dışarı baktıklarında evin etrafı Askerlerle cevrılı olduğunu görürler.

Hacer,Nebi`ye dönüp derki: Nebi .Köroğlu birse doksandokuz da dubarası vardı. Şimdi bizde öğle yapacagız Nebi neyapacağız? Diye Hacer`e soruyor. Hacer : Ruslar biliyor ki sabahları Müslimanlara su lazım olur.Sen su getirme bahanesi ile benim elbiselerimi giyeceksin. Kovaları çeşmede bırakıp arka Ormanlığa kaçıp kaybolacaksın. Nebi`de Hacer`in sözünü dinleyip Hacer`in elbiselerini giyerek çeşmeden su getirmek bahanesiyle evden ayrılıp Rusların içinden geçerek çeşmeye gider ve kovaları bırakıp ormanlıkta kaybolur. Çeşmeye giderken Hacer Nebi`ye der ki,papağını camın önünde bırak Ruslar senı evde zannetsın.

Bir zaman geçtıkten sonra Ruslar Nebin ve Hacer`in teslim olmasını ister, içeride kimse teslim olmadıgını anladıkları vakıt papağana doğru ateş ederler.Hacer`de ıcerden Aynalı tüfegi alıp Ruslara ateş eder.On iki saldat bir gamender oldurur. Kurşunu bittiğin de Ruslar Haceri tesllim alıp , Tiflis`de Azamet kalesne götürüp orada hapis edeler.

Aradan birzaman gecer. Nebi; Hacer`in Tiflis`de hapisde olduğunu ögrenir. Hacer`i oradan kurtaracağını ant içer. Kıratına binip silahını kuşanıp Tiflis`e doğru yola çıkar. Hacer`de Nebi`nin geleceği haberini alır. Pencereden hep Neb`iği beklemektedir.

Nebi bir gece Azamet önüne yaklaşmaktadır, hava parcalı bulutlu ay bulutlara bir batıp bir çıkıyor. Hacer Nebiyi tanıyor. Ve türküyü söylüyor:

Ay Nebi`im geler Saractının elinden
Aynalı elinde şaşğa belinden
Ay Nebim kurtar beni sarı saldat elinden
Gel Ay Nebım gelesen gele beni bu zındandan alasan
Aynadan Nebim Dağları yerinden oynadan Nebim.

Nebi bu sözleri iştip buna karşılk veriyor ve düşünüyor kırata çok iş düşeçek.

Kırat seni çeperden çeperlere bağlarım
Belinide mahmuz çulla çullarım
Eğer beni bu kavgadan kurtarsan
Ant içerim ayağını da kızıl nalla nallaram
Ay kaçak Nebi`m Hacer`i kendınden ay koçak Nebi`m

Hacer Nebi`i kaçarken on iki saltad öldürdüğünü Nebi`ye anlatmak ıster.

Aynalıyı ben direkten indirdim
İndiriben kol üsütne bindirdim
On iki saltad bir gamender öldürdüm
Gel ay Nebi`m gelesen
Gelebeni bu zindandan alasan

Aynadan Nebi`m dağları yerınden oynatan Nebi`m

Nebi`m bıyığı eşme eşmedi
Nebi`min papağı gulleden delık desmedı
Nebi`m in atını hıc bı at gecmedı
Gel ay Nebi`m gelesen
Gele benı bu zındandan alasan

Nebi seslenır

Ayda kalktı gun ortanın yerıne
Hacer Hanım cılve vermıs hem zılfının telıne
Hacer Hanım gel bın sende kıratın belıne
Ay kaçak Nebi`m Hacer`ı kendınden çok koçak Nebi`m

Rıvayet odur kı Nebi Hacer`ı Azamet kalesınden kurtarır ve atını alıp gıder.

Mir Paşa Süleymanov

Nazi subayının eşi Almanya`dan maaş istiyor.

Mir Paşa Süleymanov, daha 17 yaşında bir lise talebesiyken Kızılordu`ya alındığında, birkaç yıl içinde en seçkin Nazi subaylarından biri olacağini kuskusuz hayal bile etmemisti. Kizilordu`dan Nazilere, oradan sayisiz cepheye, Türkiye`ye ve MIT`e uzanan, ardindan genç yasta Nazi avcilarının marifetiyle son bulan inanilmaz bir hayat! Ve 4 çocukla perisan kalıp, Almanya`dan maaş ve tazminat isteyen dul bir es Insanlığın su ana kadar sahit oldugu en büyük, en şiddetli, en ölümcül savaş olan 2. Dünya Savaşi, sayisiz gizemleri, akil sınırlarını zorlayan rastlanti ve tezatları, kahramanlikları, aci ve dramları ile hakkinda ne kadar çok yazilip söylense de, hâlâ gün isigina çıkarilmayi bekleyen nice olayları sakliyor.

Bakü`nün Asagi Isikli köyünden Karapapak Türkü Cafer`in oğlu Mir Paşa`nin macerasi da olaganüstü savaş sartlarının, olaganüstü bir hikayesi. Savaş sartlarında belki oldukça dogal olan, ancak şimdiki zamandan bakinca inanilmaz bir macera gibi görünen olaylar zinciri. Mir Paşa Süleymanov, Stalin`in, Alman tanklarının önüne atip Moskova yolunu biraz daha uzatmak için kullanacagi "askerlerden" biriydi.

Önce Rus cephesinden Alman tarafina, sonra Almanlar adına Rus cephesine kurşun atti. Hemen bütün cephelerde savaştı Almanlar adına; sayisini kendisinin de hatirlamadığı kadar Rus öldürdü. Nazilerin en büyük basari nişani Altin Kartal`i aldi. Türkiye`ye geldi, Inönü tarafindan Ruslar`a verilip sınırda kurşuna dizilenler arasina girmekten son anda kurtarildi. MIT`e çalisti. Ve gizemli bir ölümle bu dünyadan göçtü.

Geride sok edici ve kisa bir hayat, bir es, dört çocuk bırakarak. 17 yaşında cepheye Dul es Sönmez Tomay, şimdi Almanya`dan maaş ve tazminat istiyor. "Çünkü benim eşim Almanya için hayatını ortaya koyup savaştı. Şimdi Almanya bütün gazilere maaş veriyor, bana neden vermiyor?" diye de soruyor. "30 yıllik hayatimin 29 yıl 11 ayını Hitler için veririm. Çünkü o, bana Ruslar`dan intikam alma fırsatı verdi" diyen bir "Türk`ün", her safhası ilginç hayat serüveni 1923`te Azerbaycan`in başkenti Bakü`nün Kazak kazasına bagli Asagi Isikli köyünde başlar.

Babası Cafer ve annesi Lala (Lale), Rusların türlü baski ve zulmüne maruz kalir, bütün Azeriler gibi. Mir Paşa`nin hemen bütün akrabaları ya öldürülür, ya iskencelere tabi tutulur, ya da Sibirya`ya sürülüp orada yiter giderler. Hepsinin bütün mallarına el konur. Akrabaların bir kismi Türkiye`ye kaçip Kars`a yerleşir. Mir Paşa lise sonda okumaktadir. Akrabalarına ve Azeri Türklerine yapılan zulüm, onda Ruslara karşı büyük bir kin ve nefret biriktirmistir.

Büyük Savaş`in bütün şiddetiyle devam ettigi 1940`li günlerin birinde köylerine Bolsevikler gelip önüne geleni asker yazmaya başlar. Mir Paşa, cepheye gitmek istemeyen köy ileri gelenlerinden birinin yerine "kurban" seçilir ve daha çocuk çağında, 17 yaşında askere alınır. Ruslar, güçlü Hitler ordularını durdurabilmek için, uçsuz topraklarında yaşayan herkesi, ırkına, dinine bakmadan silah altına almıştır.

Mir Paşa da cepheye, Alman tanklarının altına sürülen 5 milyon askerden biriydi. Rusya adına Almanlara kurşun atmaya başlar. Ancak kisa süre sonra Kiev`de esir düser; ölenler bir tarafa, Almanlara esir düşen 1,5 milyon Rus esirden biridir artik. Stalin`in askeriydi, Hitler`in askeri oldu Bir süre esir kampinda tutulur. Yaninda baska esir Türkler de vardır. Bir gün kampa, Alman subaylarıyla birlikte Alman üniformalı bir Azeri binbasi gelir; oradaki Azerilerden 30 tanesini seçip götürürler.

Bunlar Alman ordusu içinde 162. Tugay olarak geçen, ancak yaygin olarak "Azerbaycan Ordusu" olarak anilan, Türklerden mütesekkil birlige dahil edilir. Almanlar, SSCB sınırları içinde kalan Türklerin Ruslara olan nefretini ve intikam duygularını kullanmak istiyordu. Dahasi, onların da cephelerde her gün birçok askeri ölüyordu ve askere ihtiyaçları vardi. Mir Paşa, Almanya`ya götürülüp 6 ay çok ağır bir komando egitiminden geçirildikten sonra, tesis edilen "Azerbaycan Ordusu" mensubu olarak önce Kafkas cephesine gönderilir.

Bağımsız Azerbaycan`i kuracaklardı Burada bir ayrintiya dikkat çekmekte fayda var. Azeri Ordusu`na katilmayi kabul eden Türklerin intikamdan baska bir amaçları daha vardır: Bağımsız Azerbaycan`i kurmak. Önce Ruslar yenilecek, ardindan Almanların da yardimiyla bağımsız Azerbaycan kurulacakti. Hatta devletin cumhurbaskani da belliydi: Tugayın komutanı Fethi Ali Bey. Sönmez Tomay`in ifadesiyle, "Bağımsız Azerbaycan rüyalarına giriyordu". Ancak, belki gerçeklesebilecek bu rüya, Almanların yenilmesiyle son bulacakti. Mir Paşa Almanların safinda Ruslara kurşun atmaya başlamıştır ancak Almanların hesaba katmadığı bazı gelismeler olur. Ruslar arasında da hâlâ Türkler vardır ve savaşmak istemeyen Türkler seslerini yükseltmeye başlar. Dahasi Nazi subayların Türklere karşı ırkçı tutumlar takindığı görülür.

Almanlar Azerbaycan Ordusu`nu Kafkas cephesinden çekip değişik cephelerde görevlendirir. Altin Kartal nişani Gösterdığı üstün basarilar, Naziler içinde Mir Paşa`nin ününü hizla yayginlastirir. Rusların cephe gerisine sizip birçok tehlikeli görevi basarir. Bunlar`dan birini şimdi Kars`ta yaşayan esi Sönmez Tomay anlatiyor: "Asker ve cephane taşiyan bir Rus trenini köprüden geçerken havaya uçurmasi istenmis. Ucunda yüzde 99 ölüm olan bir görev. Geridekiler, `Bu görevden canlı dönemez` demiş.

Sırtında 60 kiloluk dinamitle gitmis tek basina, köprüyle birlikte treni uçurup gelmis". Buna benzer birçok basarinin ardindan, Nazilerin en büyük nişani olan `Altin Kartal`i alir. Önce tegmenlige yükseltilir, ardindan yüzbasi olur. Sönmez Tomay, "Basariları dolayisiyla Berlin`de serefine dört kere ziyafet verilmis. Bu ziyafetlere Nazilerin en önemli isimleri katılırmış" diyor. Tomay, esinin Hitler`le görüsüp görüsmedığı konusunda bilgi sahibi degil ancak bu davetlerde diktatörle karşılasmis olmasi büyük olasilik. Çünkü Tomay, "Rahmetli, Hitler`i çok severdi. 30 yıl ömrüm olsa 29 yıl 11 ayını Hitler`e veririm derdi" diyor.

Hayat kurtaran köpek Azerbaycan Ordusu`nda tank subayi olan Mir Paşa, bir tahta köprünün üzerinden tankla Rus hududunu geçerken birligiyle birlikte pusuya düsüp, birçok askerini kaybeder. Bacagindan ve basindan yaralanir. Almanların cephelerde ölü ve yaralilar arasında dolasmak için eğittiği köpeklerden biri onu bulur. Yarali olduğunu belirten bir yaziyi köpegin boynundaki çantaya koyup gönderir. Almanlar Mir Paşa`yi Rusların kurşun yağmuru altinda kurtarir. Ancak yaşama sansi çok azdir ve Türk Tugayi Komutanı Fethi Ali Bey tarafindan helikopterle baskent Berlin`e gönderilir.

Orada Mir Paşa`ya, Nazi subayları tarafindan defalarca kan verilir ve 17 gün komada kalir. Naziler, kan verme olayının ardindan ona "Artik sen de bizdensin, Almanlastin" derler. Hatta hastaneden ayrilirken doktoru tarafindan eline, damarlarında dolasan kanin Alman kani olduguna dair bir belge verilir. Iyılestikten sonra, seçkin askerlerin alindığı Nazi istihbarat birimi Gestapo`ya alinip Berlin`deki merkez karargahta görevlendirilir. Yüzbasiliga burada yükselir. Cesareti ve üstün basarilarıyla kendini öylesine kabul ettirir ki, esi Sönmez Hanım, "Gestapolar öyle insanlarmis ki, generallerin bile sorgusuz sualsiz rütbesini alirlarmis ama rahmetliye Gestapo`daki amirleri bile bulasmaya, dalasmaya korkarmis. Yahudi soykirimina hem karismamis, hem de karşı gelmis. Çok mert biriydi" şeklinde konusuyor.

Çerkes kizi Halime`nin çigligi! Birçok cephenin ardindan Polonya cephesinde görev alan Mir Paşa Süleymanov`un hayatindaki en dramatik anilardan biri orada yasanir. Polonyaliların bir kismi Alman, digerleri Rus taraftaridir. Orada Çerkesler de vardır. Rusların yaninda Almanlara karşı savaşmaktadirlar. Burada cephe savaşi sokak harbine, hatta gögüs gögüse çarpismaya dönüsür. Almanlara karşı savaşan Çerkeslerin basinda Çerkesoğlu adında biri vardır. Günün birinde Mir Paşa ve arkadaslarını yerli dostları yemege davet eder. Gelen yemegi önce bir kediye verirler, kedi hemen ölür.

Çerkesoğlu`nun tuzagina düsmüslerdir. Şiddetli bir çatışma olur. Sonuçta Mir Paşa, Çerkesoğlu`nu öldürür. Çerkesoğlu`nun Halime adında bir nişanlisi vardır; ölüyü görünce kiz öyle bir çiglik atar ki, Mir Paşa, Türkiye`ye döndükten sonra bile geceleri ter içinde uyanip, "O kizin sesi halâ kulaklarımda" der. General Goffer`in öncü subayi Mir Paşa, Nazi subayi olarak Fransa`nin isgalinde de bulunur. Orada da sayisiz muharebeye girip birçok basari belgeleri alir. Tomay, "Savaştığı her cephedeki basarilarından dolayi aldığı muvaffakiyet belgeleri vardi" diyor.

Nazi ordusu içinde söhreti iyice artan Mir Paşa, Hitler`in gözdelerinden General Goffer`in öncü subayliğini yapmaya başlar. Italya`da Nazi avcilarıyla kedi-fare oyunu! Fakat savaş Nazilerin yenilgisiyle sona erince Mir Paşa Süleymanov birkaç Azeri arkadasiyla birlikte yürüyerek Alpleri geçer. Artik, 1949`a kadar kalacakları Italya`dadir. Italya günleri oldukça sikintili geçer.

Çünkü peslerinde Nazi avciları ve KGB vardır. Değişik isimler alirlar. Sürekli yer degistirerek yasarlar. Mariella adli bir kizla nişanlanıp bir süre onun evinde gizlenir. Bu arada Alpler`e gidip orada ticaret yapar, bu yolla geçinir. Sönmez Hanım, ne ticareti yaptiklarını bilmedığını söylüyor. Yanindaki arkadasları her geçen zaman biraz daha azalir, çünkü "avcilar" tarafindan öldürülürler. Fethi Ali Bey de "avciların" kurbani olur. Savaştan sonra Amerika`ya gidip Türk`ün Sesi radyosunda komünizm aleyhtari programlar yapmaya baslayan Fethi Ali Bey, bir arkadasina öldürtülür.

Tomay, esinin Italya günlerini söyle anlatiyor: "Nazi avciları birkaç kere gazinolarda, lokantalarda sikistirmis. Saldiriya ugradıklarında avizeye ates edip karanlikta izlerini kaybettirirlermis. Hiç yalniz gezmezler, bir yerde otururken hep aynaya dogru otururlarmis. Mir Paşa bir aksam firindan kuzu basi almaya gidiyor, dönünce evde Nazi avcisi 5 kisinin arkadasini öldürdügünü görüyor, onlarla çatışmaya giriyor, katiller kaçiyor. `` Öte yandan, Kars ve Bakü`deki akrabaları da Mir Paşa Süleymanov`un akibetini arastirir; her defasinda sag olduguna dair izler bulurlar ama etraf Nazi avcisi ölüm timleriyle kaynamaktadir, seslerini çıkaramazlar.

Mir Paşa`nin sikintili Italya günleri, Azerbaycan`in eski petrol krali Tayyif`in kizi Leyla Hanım`a rastlamasiyla sona erer. O Tayyif ki, Kurtulus Savaşi`nda, "Petrol gönderiyorum" diyerek, Atatürk`e 25 varil dolusu altin gönderip Türkiye`nin bağımsızligina ciddi bir katki yaptigi rivayet edilen kisidir. Leyla Hanım`in oğlu da Mir Paşa ile ayni cephede savaşmış ve Rus kurşunlarıyla ölmüstür. Zaten ikizi kadar oğluna benzeyen Mir Paşa`yi oğlu gibi kabul eden Leyla Hanım, onu Radyolin dis macunları ve Puro sabunlarının sahibi Cemil Akar`in gemisiyle İstanbul`a getirir. Nazilerin en hassas birimlerinde bulunmuş, yıllarca Almanya adına savaşmış, 4 dil bilen bu ilginç adam Milli Istihbarat Teskilati`nin ilgisini çeker.

MIT tarafindan birkaç ay İstanbul`da tutulur. Muhtemelen bu dönemde Servis`e angaje edilir. Milli Şef ölüme gönderecekti Mir Paşa Kars`a akrabalarının yanina gitmek ister ancak bu kez de, en az cephedeki veya Nazi avcilarının takibindeki kadar hayati tehlikeye girer. Milli Şef Inönü, Ruslara karşı savaşıp Türkiye`ye siginmis SSCB Türklerini, yalvarmalarına aldırmayıp Rusya`ya iade etmekte, Stalin`in Kizilordusu ise teslim aldığı Türkleri daha sınırda kurşuna dizmektedir.

Mir Paşa`nin kurşuna dizilmesi son anda ilginç bir manevrayla önlenir: Daha önce Rus zulmünden kaçip Kars`a yerlesen amcası Emir Aslan Süleymanov (Türkiye`deki soyadi Tomay), soyisim benzerliğini de kullanarak, "Mir Paşa benim oğlumdur" der. Araya birçok hatirli isim de girince Nazi Türk Rusya`ya verilmez. Sönmez Hanım, 17 yaşında daha lise öğrencisiyken baskasinin yerine cepheye gönderilen Mir Paşa için kaderin adalet ettigine delil bir gerçek daha söylüyor: "Burada fakir birini buldular, para verdiler ve rahmetlinin yerine o gitti Rusya`ya". Türkiye`de yeni bir hayata baslayip Tomay soyadini alan Mir Paşa, Kars`a amcasınin yanina yerlesip, Italya`dan getirdığı "pahada ağır" seyleri sermaye eder ve müteahhitlik yapmaya başlar. Bunun yaninda bir "görevi" de vardır Mir Paşa Tomay`in.

Bunu da Sönmez Hanım`dan öğrenelim: "Istihbarat onu zaman zaman alıp Rus sınırina götürürdü, bir süre gelmezdi. Giderken askeri üniforma giyerdi. Sordugumda tercüman olarak MIT`e çalistiğini söylerdi. Dört dil biliyordu: Rusça, Lehçe, Italyanca, Almanca". Ilk üç çocuk öldü Italya`dan gemisiyle Mir Paşa`yi getiren Cemil Akar`in kizi Gülseren ona âsik olur. Akar`in iç güveyisi olarak İstanbul`a gelme teklifini reddedip, Azerbaycan göçmeni, Demokrat Parti Kars Milletvekili Veyis Koçulu`nun kizi Sönmez Hanım`la 1950`de nişanlanıp 1951`in 10. ayinda evlenir. Sönmez Hanım`in amcası Semistan Koçulu Türkiye`nin ilk milyoneri olma özelliğinin yanisira, Stalin`in sag kolu Türk asilli Zamanof`u makaminda tabancayla vuran adam olarak da taninir.

Sönmez-Mir Paşa çiftinin ilk çocukları daha birer haftalikken zatürreeden ölür. Ardindan 1956`da kizları Günay, 1957`de Tülay, iki yıl sonra da Turgay dogar. En küçükleri Süleyman`sa, babası öldükten 6 ay sonra, 1961 başlarında dogacaktir. Avcilar pesini birakmadi Nazi avciları Türkiye`de de pesini birakmaz. Nazileri öldürme biçimleri genellikle zehirleme ya da kaza süsü vermektir. SSCB Kars Konsolosu`nun esi gibi sunulan bir KGB ajani kadin, Mir Paşa`nin sik sik ugradığı bir halicidan, onun kahvesine zehir katmasini ister.

Ama basarili olamaz. Yıllar geçer. Mir Paşa, esine sürekli, "Buralardan gidelim" demektedir, tedirgindir. 27 Mayis İhtilali`nden yaklasik iki ay sonra, sik sik gittigi Ankara`dan dönen Nazi Türk`ü, Erzincan Tercan yakınlarında gizemli bir son beklemektedir. Arabasinin karşısina aniden Köy Hizmetleri`ne ait bir araç çıkar. Aracı uçuruma yuvarlanir ve 37 yaşında hayata veda eder. Sönmez Tomay, tekerleklerin kesilmesi de dahil birçok iddianin ortaya atildığını, ancak esinin ölümünün gizemini hâlâ koruduğunu belirtiyor. Bununla birlikte Tomay, esinin Nazi avcilarınca öldürüldügüne inaniyor.

Sönmez Hanım, "Ondan sonra bazan MIT`ten arayip bir ihtiyacim olup olmadığını sorarlardı" diyor. "Almanya`dan kocamin hakkini istiyorum!" Esinin ardindan 4 küçük çocukla ACILI ve şaşkın vaziyette kalan Sönmez Hanım, binbir zorlukla büyütmüs çocuklarını. Bir süre sonra Alman devleti, 2. Dünya Savaşi`nda kendisi adına savaşmış Türklere maaş vermeye baslamis. Ancak ne hikmetse Mir Paşa Tomay ismi disarida tutulmuş. Sönmez Hanım`in küçük oğlu Süleyman Almanya makamlarına basvurunca, "Bu ismi ne siz söylemiş olun, ne de biz duymuş olalim" cevabini almiş.

Almanya, kendi adına savaşmış, dahasi savaşmayip cephe gerisinde sadece fotografçılık yapmis bütün Türklere yüksek maaşlar verirken, Mir Paşa Süleymanov (Tomay) adından niçin bu kadar ürküyor, orası meçhul. Sönmez Hanım, konuyla Alman Kültür Bakanlığı`nin ilgilendiğini ve gazilere maaş bağladıkları gibi, onların çocuklarını da okutup iş bulduğunu, çesitle sosyal haklar verdiğini belirtiyor. Ve su kıyaslamada bulunuyor: "Almanya`ya sığınAN PKK`lilara, ilticacilara bile maaş bağlaniyorsa Alman ordusu yüzbaşısı Mir Paşa Süleymanov`un esi ve çocuklarına hayli hayli bağlanmalıdır. Benim eşim hayatını ortaya koyup yıllarca Almanya için savaştı. Vücudunun her yeri yara izleriyle doluydu.

Bize neden sirt çeviriyor Almanya? Eşim Almanya adına savaştığı için öldürüldü. Sadece hakkımızı istiyorum. Tazminatsa tazminat, maaşsa maaş şeklinde. Biliyorum ki Almanya`da hak kaybolmaz." Almanya`nin, "Kimliğiniz ortaya çıkarsa Yahudiler ve MOSSAD çocuklarınıza zarar verir" dedığını aktaran Sönmez Tomay, "Eşim, Yahudi kıyımına karismamis ki bize zarar versinler. Dahasi, karşı da gelmis. Onların öldürülmesine çok üzülürdü" diyor.

Bilgi almak, en azindan tavirlarını öğrenmek için basvurdugumuz Almanya İstanbul Başkonsolosluğu, konunun kendi görev sahalarına girmedığını belirten kisa bir cevap gönderdi. Savaş sartlarında degerlendirildığındeoldukça "normal" bir hikayeydi anlattigimiz. Ama Süleymanov`un filmlere taş çıkartacak bir kader "kurgusu" yaşadığı kesin.

Mir Paşa sahneden çekildi; şimdi, ondan kalan en önemli varlık olan esi ve çocuklarının hak mücadelesi sahnede.

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol